Ana SayfaANALİZ-Strateji Notu: ESG'nin S'si: Metropolis(Yapı Kredi Yatırım)----

ANALİZ-Strateji Notu: ESG'nin S'si: Metropolis(Yapı Kredi Yatırım)

04 Mayıs 2021 - 09:33 www.borsagundem.com

Yapı Kredi Yatırım Tarafından Hazırlanan Analiz:

"Strateji Notu: ESG'nin S'si: Metropolis

Neoliberalizmin önemli isimlerinden Milton Friedman 1970'de The New
York Times için yazdığı makalesinde bir şirketin tek sosyal
sorumluluğunun karlarını artırmak olduğunu iddia etmişti. Friedman'a
göre bir şirketin sorumluluğu halka veya topluma karşı değil,
hissedarlarına karşı olmalı. Dünyanın çoğu yerinde zamanın ruhunu
yansıtan ideoloji buydu desek yanılmış olmayız sanırım. Tabii yakın
zamana kadar...

Çevresel, Sosyal ve Yönetişim'in (Environment, Social and Governance
ESG) S'si E ve G'den çok daha geniş bir odağa sahip bir alan olduğu
için tanımlamak zor olabilir. Fakat tıpkı E (Çevresel) ve G
(Yönetişim) alanlarında olduğu gibi, yatırımcıların S'yi (Sosyal)
ciddiye almaları için çok sebep var. Geniş tanımıyla S, bir şirketin
hissedarları, çalışanları, müşterileri dahil tüm paydaşlarıyla nasıl
ilişki kurduğu anlamına geliyor. Neden bahsettiğimizi daha iyi
anlatabilmek için biraz geriye gidelim.

Tanımlara ve etiketlere çok fazla takılmadan ilerleyelim çünkü
Orwell'in 1984 romanındakine benzer şekilde, özellikle da sosyal
bilimlerde bazen kelimeler gerçeğin tam tersini ifade ediyor olabilir.
Neoliberalizmin fikir babalarından sayabileceğimiz Friedrich von
Hayek Adam Smith, John Stuart Mill ve serbest piyasanın simgeleri
olduğu varsayılan diğer klasik iktisatçılardan farklıydı. Çok
basitleştirme ve genelleştirme pahasına diyebiliriz ki Hayek ve
Avusturya İktisat Okulu fikirlerini kendi algıladıkları "sol tehdide"
karşı geliştirdi. Hayek, ekonomik planlamanın totaliter yönetimlere ve
köleliğe giden yol olduğunu savunurken sol iktidarı askeri darbe ile
deviren Şili'deki Pinochet rejimini "serbest piyasa reformları için
"rol modeli" olarak gösteriyordu. Zamanın İngiltere başbakanı Thatcher
ise Şili'nin "müthiş başarısını" kabul ettiğini İngiltere'nin
demokratik bir ülke olarak biraz daha geniş kamuoyu uzlaşısına
ihtiyacı olduğunu vurgulayarak Pinochet'in aldığı bazı tedbirlerin
kabul edilemez olduğu cevabını vermişti. Thatcher'in Şili'yi müthiş
başarılı bulduğu tarihin ise Şili'nin yaşadığı 1982 Krizi'nin tam
öncesine denk geldiğini vurgulayalım.

Hayek ise adeta Pinochet cuntasının sözcüsü rolüne soyunup Alman ve
İngiliz gazetelerine mektuplar yazıyordu. London Times'a yolladığı
mektupta, Şili'yi gezdiğini ve rastladığı herkesin bireysel
özgürlüklerinin Şili eski devlet başkanı Salvador Allende dönemine
nazaran daha fazla olduğu fikrine katıldığını iddia etti. Hayek'in
ekonomide liberal ama sosyal anlamda muhafazakâr olması buna bir
mazeret gibi gösterilmeye çalışılsa da sosyal anlamda Hayek'ten çok
daha liberal bir iktisatçı olan Milton Friedman da Pinochet rejimine
karşı çok da soğuk davranmadığını biliyoruz.

Bu ideolojinin ateşli savunucularından Thatcher'in TINA (There is no
alternative - Alternatif yok) sloganı, "neoliberalizmin başka
alternatifi yok" şeklini alarak 80'lerden itibaren bir ortodoksiye
dönüştü ve daha sonra ülkenin başbakanlık koltuğuna oturan Tony Blair
gibi sol liderin bile düsturu haline geldi. Yola çıktığı "Change"
seçim kampanyasıyla Amerika'da ve dünyada değişim umudunun temsilcisi
olarak görülen Obama da iki dönemlik başkanlığı sırasında bu yoldan
fazla sapamadı.

Demokratlar neden aceleci?

Fakat köprünün altından çok sular aktı. Sadece kısa vadeli karları
önemseyen, insanları ve doğayı hiçe sayan bu anlayış hem yarattığı
gelir dağılımı bozukluğu ile kapitalizmin ve demokrasilerin bel kemiği
olması gereken orta kesimi parçaladı hem de zincirleme ekolojik
krizler üretti.

Tam da bu gerçeklikte ABD'de başkanlık görevine seçilen Biden ve
Demokratlar'ın olaylı geçen Georgia seçimi sonrasında çoğunluğu elde
edebilmek adına önlerinde iki seneleri var. Üst üste açıklanan
paketlerin ve acele etmelerinin sebebi bu. Bu harcama paketlerinin
aynı Avrupa'da olduğu gibi ESG duyarlılığını yansıtması sürpriz değil.
Bu arada İngiltere'de de başbakan Boris Johnson "Toplum diye bir şey
yoktur, sadece bireyler vardır!" diyen Thatcher'in partisi ile sol
partilere taş çıkartacak toplumsal projelere imza attı.

İyi güzel de bütün bunlardan bana ne diyebilirsiniz. Çünkü bu olup
bitenler sebeplerini ve sonuçlarının nereye evirilebileceğini bilsek
de bilmesek de bizi etkileyecek. Olan bitene tesadüfler veya
birbirinden bağımsız olaylar gibi yaklaşırsak da ancak anlık veya
günlük tepkiler üretebiliriz ki bu şekilde başarılı olmak çok zor.

En azından önümüzdeki birkaç sene içinde neoliberal statükonun
restorasyonu biraz zor gözüküyor. Israrla vurguladığımız gibi sosyal
ve çevre konularının ana gündem maddeleri haline gelmesi ise neredeyse
kaçınılmaz. Tabii bu trendleri her ülke aynı anda yaşamayabilir ama
Çin için bile bundan kaçış yok gibi gözüküyor. Birkaç sene önce moda
olarak görülen ESG hızla "olmazsa olmaza" doğru ilerliyor. Sadece
kozmetik bir takım aksiyon ve sloganlarla idare etmek de artık mümkün
değil. En azından dünyadan birçok örnek ESG konusunda sınıfta
kalanların küme düşeceğini net gösteriyor.

Benzer kuralsız ve vahşi politikaların 19. ve özellikle 20. yüzyılda
uygulanması, her iki dünya savaşı, faşizm ve nasyonal sosyalizmin
yelkenlerini şişirmiş olması biraz da o dönem toplum kanaat
önderlerinin ve seçkinlerin suçu. Bizim dönemin elitlerinin Davos'u
veya neoliberalizmin beşiği IMF'nin statükonun artık sosyal ve
ekolojik olarak tıkandığını görerek kendilerini, daha radikal sol
savrulma riskine karşı proaktif olarak önlem almaya mecbur
hissettiklerini görebiliyoruz. İşte bu noktada en azından görüntü
olarak ESG imdada yetişiyor, bir taşla birkaç kuş vurma imkânı sunuyor.

İki ana dinamik: ESG ve enflasyon

Bundan dolayıdır ki yaklaşık bir senedir vurguladığımız gibi
anlaşılması gereken iki ana dinamiğin ESG ve enflasyon olduğunu
ısrarla tekrarlıyoruz. Hatta ESG'nin doğası gereği enflasyonist
olduğunu söyleyebiliriz. Bill Gates bunun sebebini "vicdan ve sosyal
sorumluluk sahibi" imajı ile yeni çıkan kitabında gayet güzel
özetlemiş. "How to Prevent a Climate Disaster" adlı kitabında bunu
yeşillik primi olarak "karbon salınımı içeren bir ürün ile içermeyen
bir alternatif arasındaki maliyet farkı" şeklinde tanımlamış.

Çünkü kömür, petrol ve gazın aşamalı olarak kaldırılması, bunların
yenilenebilir enerjiyle değiştirilmesi, elektrikli araçların piyasaya
sürülmesi, evleri ve ofisleri yalıtmak pahalı olacak. Kısacası,
yeşillik doğası gereği enflasyonisttir. Bu nedenle en azından kısa
vadede sıfır karbon hedeflerine ulaşmak için daha fazla ödeme yapmak
zorundayız."

Analizin tamamı için:

https://www.ykyatirim.com.tr/mailing/cd9951c7-e896-44ba-9451-9e84d48baf4e.pdf

******

Burada yer alan yatırım bilgi, yorum ve tavsiyeler yatırım
danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti,
aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen
bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı
sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve
tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine
dayanmaktadır. Bu görüşler mali durumunuz ile rgun olmayabilir. Bu nedenle, sadece burada yer
alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi beklentilerinize
uygun sonuçlar doğurmayabilir.

*******

Foreks Haber Merkezi ( haber@foreks.com )
http://www.foreks.com
http://twitter.com/ForeksTurkey